5 Mart 2010 Cuma

13 Şubat 2010 Cumartesi

Puerto Rico'ya Gidiyoruz

Her dakikasi macerayla dolu bu rezervasyon surecinin tum ayrintilari.. azz sonra.

31 Ocak 2010 Pazar

Vay Anam Vay Neler Olmus Serhat Ya..

Epeydir ara vermisim yahu su bloga. Piii, bi baktim on gun olmus. Bu sure zarfinda neler yaptin gayri deseniz, iste o zaman derim ki:

- Donemin ilk cuma gunu 'Jersey Shore' - Guidolar alemi- partisi vardi. Sosyal aktiviteler muduru arkadaslarimin israrlarini kiramayaraktan sahneye cikip, dort saatlik bir DJ performansi verdim. Yorucuydu, ama devaminda daha cok yoruldum.

- Kendime dogum gunu hediyesi bir adet ipod touch aldim. Sabah aksam onunla oynadim. hatta arada bir sikintidan, acip acip geri kapattim...

- Cok gereksiz bes(5) ders aldigimin farkina vardim. Bir ogrenci aldigi hicbir dersin mi konusunu ilgi cekici, zevkle dinlenesi bulmaz. Su aralar basima geliyor. Lab-assignment'lar da cabasi.

- Yeni yilin ilk mahsullerinden, A vitamini deposu cilek yedim. Doya doya. Biz kucukken yaz meyvesiydi abi bu, civisi cikmis azizim dunyanin. Hemi de kirmizi kirmiziydi, al aldi cilekler. (Berksan'in sarkisi geldi aklima, huysuzlandim bir an)

- Cilekten bahsetmisken beslenmeden gidelim.. Son iki gun icersinde 9 adet yumurta yiyerek (kahvalti: 5+4) ne kadar yumurtaya ac bir ogrenci oldugumu ese dosta duyurdum. Aksama da makarna yapip 'ogrenci yemegi yedikten sonra bunu ovunerek anlatma' fiilini gerceklestirecegim.

Saglicakla.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Up In The Air

Somestir'in ilk gunu gelip catmis olsa bile inanin kendimi henuz bu uzun ders maratonuna hazir hissetmemekteyim. Uzun suren bosluk doneminden sonra mental olarak yumusayan, sungerlesen beynim motivasyonumu negatif etkilemekte. Programimin dandikligi de bu duruma tuz biber ekiyor adeta. (bkz: tuz ekmek) Ama derseniz ki, sali-persembe saat 8'de derse gidecek olman Carsamba gunleri sapitmana engel teskil eder mi? Cevabim hayir, bilakis ilk denememi bu aksam gerceklestirecegim.

Up in the Air filmine gidiverdim bu arada, iki arada bi derede oldu ama iyi oldu. Romantik komedi turune alerjim vardir aslinda, bu yuzden biraz iskillene iskillene tesrif ettim sinemaya. Amma velakin film ucaktan yeni inmis beni hemen kollariyla sardi sarmaladi. George Clooney valizini her topladiginda icim kipir kipir oldu, helecanla doldum. Ryan Bingham'in stiline ve havaalaninda en az zaman kaybetmeye yonelik taktiklerine de bayildim. Ben de yavastan gelistiriyorum bu sekilde taktikler aslinda. Ama 10 milyon mil ucmayinca da cok da bir zaman kazandirmiyor aslinda. Neticesinde film guzel baya.

Bol yolculuklu gunler...

18 Ocak 2010 Pazartesi

Mersin'in Yemek Kulturu

Okuyucu, Istanbul'un 2010 kultur baskenti olusunun, ve kiyasiya devam eden kutlamalarinin bunyemde yarattigi hincin etkileri hala suruyor. Neden derseniz, su anda Istanbul Ataturk Havaalaninda olup, rotar yapan ucagimi beklemek gibi bir mesgale icerisindeyim. Sanki bir ay az bekledim evde, gel 2.30 saat sana bi kiyak yapalim demis THY, buyuklerimin ellerinden, kucuklerimin gozlerinden operim.

Gelelim konumuza. Dun de bahsettigim gibi Mersin'in kulturel acidan Istanbul'dan daha cafcafli, daha satafatli, daha progresif, daha substansiyel vs... bir sehir olmasindan mutevellit, sirf Istinye Park orda diye Istanbul'un kultur baskenti secilmesini kinamistim. Bizim de Forum'umuz var, o bizim canimiz, cigerimiz demistim. Cigerimiz derken de aklima yenilenen konseptiyle Cigerci Bahattin geldi. GMK bulvari subesini bilimum florasan aydinlatma ve metal objeyle cok uber bir restoran havasina burunduren Bahattin abimize selamlar. Ama simdi hakkini verelim, Bahattin nam zat Mersin'in yemek kulturunun olusmasinda atadan gelen 'ciger yiyek, rahatlayak' (kibar okuyucum icin aciklama: yoresel sive) dusuncesinin pratige dokulmus halidir. Kardesi Apo ile de ciger marketinde tekel olusturmus bu iki muhterem kisiye Mersin halki az minnettar degildir.

Cigerden sonra bir de Tantuni'miz var ki, hakkinda 'Ulubat'li Hasan' ve 'Odtu'de sinav kagidina "risk budur" yazan cocuk' kadar efsane yazilsa yeridir. Mersin'de yetisen nesillerin serpilmesine, ve hatta semirmesine yol acan bir besin turudur tantuni. ('anlatilmaz yasanir' klisesi beklediniz dimi, hahah, gelmeyecek) Acik olsun, lavas olsun, somun olsun, acisiyla tatlisiyla tantuni super bir fast food alternatifidir. (aslinda ta kendisi ama neyse) Acisiyla tatlisiyla dediysek, burada bahsi gecen tatli elbette ki kunefedir. 'Ama onun da mekani Antakya'dir' diyenleri bir cirpida bertaraf etmek isterim, uzulerek. Tatlilarin en bi tatlisi olan kunefe, deli danalar gibi icilmis, uzerine iskembe de icilmis bir gecenin orgazm noktasina varan yoldur. (tabi midesi kaldirana)

Mersin'e ait baska bir olay ise kerebic'tir. Annemin israrla tekrarladigi 'Kerebicci Oguz'dan sana hurmali kurabiye aldim' cumlesindeki dolayli tumlec, Kerebicci Oguz, dogru bildiniz, kerebic yapar. Ramazanlarda bolca ortaya cikan bu tatli insana ormanda on kaplan, arabada bes, evde onbes enerjisi verir diye rivayet ederler.
Kerebicci Sitesi Enerji verme olayinda cezerye ile yarisir.
Cezerye de Mersin'in kulturel mirasinin bir disavurumudur diye eklemek isterim.

Goruldugu uzere Mersin Istanbul'u dover. Niye? Cunku kulturu var. Gerek yemek kulturu olsun, gerek diger kulturler olsun, gerek apaciligin yaygin bir ogreti olmasi olsun, gerek Tarsus gibi bir harikalar diyarini bunyesinde barindirmasi olsun.

Haydin gorusuruz.

17 Ocak 2010 Pazar

Makale-i Pazar-ul vesvese (isnan)

Aslinda vesvese falan numara, (bkz: oyle bi gol yok) tamamen Osmanlica bir kelime soylemis olayim diye yazdim. Isnan ise Arapca'da iki anlamina gelen, vasat bi kelime. (yani cok da spektakuler bulmuyorum 'isnan' kelimesini)

Bu pazar son pazardi Mersin semalarinda. Pazarin adina uygun bir brunchla karsiladik nitekim. Brunch dedigim de zeytin, peynir ve ekmek trinity'sinin en bir baskin oldugu, normal kahvaltidan alta kalir bir yani olmayan, sadece ambianstan ve gec bir saatte olmasindan prim kazanan bir olgu. Yeni yilin ilk gununden beri brunch etmiyordum, iyi de oldu acikcasi. (Y-mansion'da daha mukellefti :P)

Istanbul'un kultur baskenti olmasi icimde bir ukde olusturmadi degil acikcasi. Bence Mersin'in olmasi daha dogru olurdu. Forum gibi kulturel anlamda halkimiza cokca hitap eden bir alisveris cenneti olsun, Tombeki VIP gibi nargile kulturunun doruk noktalarinda olan bir kafe olsun, Palmiye Kiraathanesi gibi kahvehane kulturunun, ve dijiturkten mac izleme raconunun en yuceltildigi kahve olsun, Halley gibi PES severlerin tuvaletten sonra en cok gittikleri mekan olsun... Bunlarin hepsi yeter de artardi bile Mersinimizin 2010 kultur baskenti secilmesine. Bu konuda secim yapan komitenin Istanbul'u biraz kayirdigini dusunuyorum. Hele ki Mersin'de var olan Kultur Merkezinden (Opera Binasi) ve Macit Ozcan Ultra-Kultur Kompleksi'nden bahsetmedim bile. Varin siz dusunun.

Dijiturk diyince lig naklen yayin ihalesiyle ilgili biseler diyeyim diye de dusundum, lakin usendim. 321 milyon USD ne lan. Puhaha.

Tamam, daha fazla laubalilesmeden bye demek istiyorum. Optum.

13 Ocak 2010 Çarşamba

Bosluk ve Children of Men

Iki gundur evden cikmayan bir insan evladinin feryad-i figanidir bu satirlar... Ipod'u da sattigimdandir sokaga cikasim gelmiyor.Ayni sandalyede kicimi buyutmekten, onu gectim, ayni pozisyonda sabit durmaktan kas-eklem agrilarim olusmaya basladi. Bosluktan da istifade edip `Doktorum' programina canli telefon baglantisi kurup, dertlerimi bir bir anlatayim istedim butun gun. Yarin sabah ilk is onu halledecem. Tabi erken kalkabilirsem...

Ha simdi diyeceksiniz "sen de oturma kardesim ayni sandalyede butun gun. aaa.-yasli teyze nidasi-" ama olmaz. Oturmam gerek. Bilgisayarimdaki gorsel/isitsel/yazili medya alternatiflerini birer birer somuruyorum. Ama ucakta da yapacak biseyler kalsin be ya diyerekten en sevdigim dizilerin son kalan sezonlarini da bitirmemeye calisiyorum. Boyle de kendimle celisen bir yapim var. Bunun yanisira asabiyim de. Haha.

Bugun en sonunda coktandir bilgisayarimda bulunan, Alfonso Cuaron'un yonettigi, Clive Owen'in basrolunu oynadigi Children Of Men'i izledim. Cok da iyi etmisim. 1992 yilinda yazilan bir bilimkurgu romanin uyarlamasi olan film 2027 yilinin Ingiltere'sini anlatiyor. Konusunu, detayini falan eksi'de bulursunuz mirim. Lakin cok begendim filmi. Eksi'de de bahsedildigi uzere, bir de ben uzerinde durayim dedim: Goruntu yonetmenligi, muzikler ve cekimler cok cok guzel. Beatles, Pink Floyd gibi efsanelere cok ince gondermeler var.

Clive Owen'in da Inside Man'den beri de hastasiyim ulan. Neyse, Inside Man de baska bir post'un konusu olsun bari...

Saglicakla kalin.

10 Ocak 2010 Pazar

Ilk Pazar Yazisi a.k.a Makale-i Pazar

Senenin ikinci pazar gununu de geride birakmis bulunmaktayiz, lakin okuyucum ilk kez bulusuyor bir 'makale-i pazar' ile. Hos, ve ayni zamanda bos, bir haftayi geride birakmis bulunuyoruz. Soyle buyuralim...

Siz siz olun okuyucu, hicbir haftaya ucak yolculuguyla baslamayin. Hele boyle karakisin acimasiz yuzunu yeni yeni gostermeye basladigi zamanlarda, bir Istanbul-Adana ucusu cok super gelir diye aklinizin ucundan bile gecirmeyin. Nitekim oglen 12'de ciktigim A noktasindan (istinye) B noktasina (mersin) gelisim tami tikina 7 saat surmez mi? Turk Hava Yollarina, ve ucagin rotar yapmasina neden olan hain kumulonimbus bulutlara buradan, Mersin'deki sicak yuvamdan selam ederim.

Haftanin geri kalani ise tabiri caizse 'bos beles' gecti. Gunun 10 saatini uykuya, bir 10 saatini de bilgisayar karsisinda pineklemeye ayirdigim bu gunlerde, son olarak da iPod'cugumu 222 TL'ye satmis bulunuyorum. Hayirlisi olmasi dilegiyle.

Muzikal bakimdan ayrica soyle de bir haber vereyim bari. Son kesiflerimden, (gerci biraz gec oldu amma) Crazy Penis grubunu dinlemekteyim. Jamiroquai sevenler bunu da seveceklerdir elbet. Tarzlari pek de bir benziyor. Guzel dilimize Cilgin Pipi olarak cevrilebilen isimleriyle bu nacizane gruba da selam ederim.

Her nerede yasatiliyor ve yasattiriliyorsa. Gorusuruz.

5 Ocak 2010 Salı

ATV Seyredeceksiniz

Ulan ne zor ismis su spontane roportaj verme olayi. Anlatayim.

Yeni yilin ilk aksami ilik bir meltem esliginde Istiklal Midpoint'in terasinda oturmaktan sikilip, hadi bir atraksiyon yapalim dedik, Yahsi Bati'da final kildik. Istiklal'deki tum sinema salonlarinin prime time seanslari doluydu. Biri haric: Alkazar Sinemasi. Bu eski, metruk otesi sinemada yerlerimizi almazdan evvel icimize dolan 'ulan acaba gitmesek mi, alkazar ne lan?' hisleri, (ki bileti alirken ben teknolojinin tum olanaklarindan kiyasiya faydalanan bu isletmeden cok pis iskillendim. elemanlar windows 98'li bilgisayar kullaniyorlar) koltugumuza oturup etrafta gordugumuz manzara, salonun icler acisi hali ve inceden bir lagim kokusu... Neyse filmi seyrettik, guzelcene eglendik. Hatta kuzen EE birakin filmi, koltugunun istem disi yatar vaziyete gelmesiyle bile ne kadar cok eglenebilecegini gosteren bir yuz ifadesi takinmisti. Filmi birlikte izledigimiz kitlenin de o kadar hanzo oldugunu soyleyemeyecegim. Gayet elit bir kitleyle gulunmesi gereken yerlerde gulduk sadece. Recep Ivedik seyircisi Alkazar'i pek tercih etmemisti.

Nitekim filim bitince disari cikarken n's farketti ilk olarak bize yaklasan kameramani. Hemen canhiras bir ciglik koyverdi.. "Kameraman! Dikkat!". Bunu duyan EE de refleksif olarak n's gibi yanimdan yarim saniyede kayboluverdi. Kalakaldim mi sinema cikisinda kameramanla basbasa.. Boyle bir dert yok dostlar. Gelecek soruyu da biliyorum, verecegim cevabi da, lakin beynim 'acaba tassak mi geciyorlar ki benle, kamera sakasi mi lan bu?' diyor. Hemen bozuk bir Turkceyle kliseler otesi bir roportaj verip kendimi sokaga attim. Icimden diyorum ki, lan bu kadar da sacma cevap verilmez, koymazlar herhalde bunu bultene, diyecekler ki 'mala bak universite'de okuyor, iki kelimeyi yan yana getiremiyor, vah vah. Yazik cok yazik.

Sonradan ogrendim ki sanssizlik kapimi calmisti bile. Once annemin bir arkadasindan, daha sonra ise Hasim Metin hocamdan gelen mesajlar yuregime bir hancer gibi saplandi. Onlar da 'ya cocuk ugrasmis iki kelime soylemis, dur hemen yuklenmeyelim' minvalinde mesajlar.. 'afferin oglum, cok yakisiklisin' veya 'aslanim artis olmussun, star olmussun'...

Gelgelelim sonuca.. Anliyorum artik ben neden insanlarin TV'de olduklarindan daha salak gorunduklerini. Artik kameramanin uzattigi mikrofondan midir, yuzunuze tutulan 100 wattlik ampulden midir, yoksa direk kameranin boyle salaklastirici bir aurasi mi vardir bilinmez, ama siz siz olun roportaj verilen herden hemen uzaklasin dostlar.

Bir Yilbasi Gecesi

efendiiim, bir yilbasinin daha sonuna gelmis bulunuyoruz. maceramizin bu bolumunde konuk sanatci kenan dogulu idi.

(alt baslik) kenan dogulu’lu yilbasi gecesi

hilton oteline varmazdan evvel, Y mansiyonunda adeta bir bayram nesesi vardi. cesitli karaoke ekipmaniyla eve gelen büyük cin bizleri cok sasirtmis, nesemize nese katmisti.Evin büyükleri bile karaoke’yi buyuk bir heyecanla karsilamisti. bir cirpida hazirlanan nesli ile bendeniz, yemeklerimizi de ayni hizda bitirip karaoke duzenini birer uzman edasiyla kurmaya yeltendik. cin’in ustun gayretleri sonucu kurulan duzen taksimiz gelende evde adeta bir nese pinari oluvermisti.

taksi… yilbasi telasi taksicimiz olan beyabiyi de fazlasiyla sarmis, onu KIA marka arabasini ‘kara simsek’ sanmaya itmisti. lakin hiz sinirlarinin zorlanmasi beraberinde trafik kurallari ihlali getirmekteydi, ki bu da bunyemi tedirginliklere surukleyedurdu. emniyet kemeri takalim, takmayanlari uyaralim.

varacagimiz mekana vardigimizda bizi bekleyen buyuk suprizin adi -evet dogru tahmin ettiniz- kalabalik idi. yiginlarin sevgilisi kenan dogulu, ve muhtesem boyutlara varan apaci toplulugu nesemize nese katti.lakin iceri tesrifimizle birlikte alkole yoneldik. hayal kirikligi oldu. 2300 ten once servis edilmemesinin bir sebebi olmali diye dusunurken, bari gidelim de burn bankosunu bulup onunde bekleseyazalim, servis basladigi zaman da muzigin ritmine daha bi uyabilmek icin damarlarimiza alkol zerkedelim ana temali dusuncelerle yola koyulduk. o yolculuk da tabii devasa salonun bir ucundan diger bir ucuna olarak tezahur etti. bize ayrilan bolumun sinirlarina cikmamiz gerekiyordu. localari ayakta bolumunden ayiran bariyerlerdeki guvenlik gorevlisinin bir acigindan faydalanip yeni ufuklara yelken actik. su sekilde gelisti: ustam burn bankosu ne tarafta? ha evet evet, ben bilmiyorum ama surdan gecip bi sorun bakayim… demesiyle birlikte localarla ic ice hale gelmemis an meselesi oluvermisti. nitekim guvenlik gorevlisinin bu asistini ustalikla gole cevirip, hem kendimize erkenden alkol temin ettik hem de localarda eglenen kalifiye tayfayla ozdeslesiverdik. bir kac klas manevrayla, ve ustumuze ustumuze gelen kalabaligin da yardimiyla, gorevli arkadaslardan da siyrilip hakettigimiz yere konuslandik. garsonlarla kose kapmaca oynarken cakirkeyif olup, nash-vodka ile elektronik muzigi daha bi icten yasadik. tahminlerime gore kenan dogulu 2345’te, olmadi 2354’te sahne alacakti.

dakikalar ilerledikce bu isin raconundan anlamayan guzel halkim -ki 10 dakikada bir gelen ‘icerde sigara icmeyin’ anonsuyla da tepkilerinin dozunu arttiran bir halk oluyor bu- kenan dogulu’yu yuhalayarak karsiladilar. adamin ne sucu var ki? peh.. derken muneccigimligimizi bir kere daha konusturup setlistin ilk iki sarkisini bilebildik. ben 2010’a cakkidi ile girecegimizi tahmin etmis bulunan bir insan olarak oldukca neseliydim. fakat nesem uzun surmedi, zira murphy’e gore bos bulunan en kral localardan birine kacak konuslandiysaniz, mekandaki en uzun abi sizin gorusunuzu maksimum engelleyebilegegi, hemen onunuzdeki locada konuslanir. bu sinemada da boyledir. ah murphy ah. uzun abinin yani sira ortayasli bir anne de cilginliginin doruklarinda koptukca kopuyordu. teyzeye cilgin dedik ama bize msn adresini verip cektigi resimlerimizi gonderme sozu verme derecesinde bi cilginliktan bahsetmekteyim. derken kravatima atilip bir cirpida cozdu ve guclu elleriyle omuzlarimi kavradi, bir eliyle agzindaki sigarasini cikartirken digeriyle de gomlegimin dugmelerini birer birer acti, sehvet ve ihtiras dolu bakiyordu… diyecegimi saniyorsaniz yanildiniz. bunun yerine bize telefonundan oglunun en abes resimlerini gostermekle yetindi. bize de allah bagislasin demek dustu. ki bunu dememe ihtimalimiz bile yoktu.’oldururum sizi, burdan sag cikartmam, bebegime iltifat edin ulan’ dercesine delici bakiyordu.

* * *

special n’ kaleminden devam...

dakikalar daha daha ilerlemis, saatler 02:00 yi buluvermisti. kenan’in performansindan hala soz etmedik…Kenan ın performansı için bkz: magazin haberleri.(Olayın bu kısmına kadar saniye dahi atlamadan baştan geçenin aktarıldığı detay ötesi yazıya biraz daha duruluk katma amacını taşıyorum.)

Aslında gece de murphy de kendi eğlencesine bakıyordu ki 345cm boyundaki abinin dans ederken eğildiğini, eğildikçe eğildiğini farkettik ve eğlencemize kaldığımız yerden devam ettik. Deniz'in “hiç de fena sayılmaz” diye tanımlanan kenan doğulu repartuarı beni çok etkilemişti.Ona eşlik etmeden duramadım ve kimi alkışlarımı ve bravolarımı kendisine ilettim. Kenan Doğulu yu ön görülerimiz sayesinde saat 2:15 civarında terk ettikten sonra, %67.3 ezilebilitemiz olduğu halde yine de ezilmeyip ilk taksiye atladık ve de eve döndük.

Evdeki hallerimiz ise, benim kafama yüzü tülle kapatan bir fesin,yanından iki beyaz örgü sarkan noel baba şapkasının da Deniz'in kafasına takılması, ve akabinde mikrofonu elimizden bırakmayışımız oldu. Bir o kadar güzel yılbaşı gecesini güzide parçalarla ikiye ve hatta üçe katlıyorduk. Yazık ki, -aynı zamanda bazı anlarda ne şanstır ki- fotoğraflarımız çekilmeden o geceyi geçirdik. Yukarıda sözü geçen annenin bize fotoğraf aktarma işinin Nash-vodka ile verilen fevri kararkar olduğunu anladığımız anda Deniz buraları çoktan terk etmişti..

2010'a Merhaba

Evet sevgili okur, benim de artik bir blogum olmasin mi... Kendimce aldigim radikal yeni yil kararlarindan ilkini gerceklestirmis bulunuyorum. Hatta yazilarima da geriye donup, tee yilbasindan anlatmaya baslayacagim. Boylelikle 2010'dan itibaren biseyler olmus olacak diyorum..

Saglicakla kalin.